R A U F RAİF D E N K T A Ş Büyük Devlet Adamı, Eşsiz Vatanseveri, Ebedî Âleme İntikalinin 12. Yılında Hasretle Anıyoruz:

13.01.2024
Vatanseveri, Ebedî Âleme İntikalinin 12. Yılında Hasretle Anıyoruz: Kıbrıs Gazisi Emekli Yarbay ATTİLA ÇİLİNGİR Anlatıyor.

(İKİNCİ BÖLÜM)

Oğuz Çetinoğlu: Aradan çok zaman geçti. İnsanoğlunun hâfızası nisyan ile malûldur. Siz Kıbrıs hakkında 12 adet kitap yazdınız. Gelişmeleri yakından tâkip ediyorsunuz. Her şey hâfızânızdadır:

Dedikodu mudur, hakîkat midir bilinmiyor. Avrupa Birliği; Annan Plânı için yapılacak referandumda Türklerin vereceği ‘Evet’ oylarının % 50’nin üzerinde olması hâlinde 259.000 Euro vermeyi taahhüt etmişti. Türk kesimi %65 ’Evet’ dedi. Taahhüt edilen bu para geldi mi? İleride, bol vaatlerle yeni bir referandum gündeme gelebilir. Kıbrıs Türklerinin vaatlere kanmasını önlemek bakımından bu hâdisenin hâfızalarda canlı tutulmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Para geldi ise kimler tarafından nerede, nasıl kullanıldı?

Atila Çilingir: Annan planı döneminde verilen vaatlerin hepsinin içi boş çıkmıştır. O dönemde de Denktaş bu vaatlere aldanılmamasını söylediğinde sokaklar, malum çevrelerce; ‘’Barra Denktaş’’, ‘’Kurtar Bizi Annan’’ pankartlarıyla süslenmiş, şehitlerimizin adını taşıyan sokaklar bu nidalarla inlemişti! O süreçte Kıbrıs Türk Halkına ne AB den o para gelmiş, ne söylendiği gibi Ercan Hava alanından Turistlerin gelişine müsaade edilmiş, ne de başka bir yardım yapılmıştır. Ama AB sürecinde Kıbrıs Türk’ünün aklını çelmek adına pek çok Avrupa Vakfı Rumlarla işbirliği içinde olan kişi ve derneklere milyonlarca Avro yardımda bulunmuş, Kıbrıs Türk’ünün Annan planına evet demelerine katkı sağlanmıştır!

Çetinoğlu: Aynı referandumda Rumlar, hangi düşüncelerle % 76 oranında ‘Hayır’ oyu verdiler?

Çilingir: Bu tuzak planının referandum tarihinden bir gün önce Rum TV’sine çıkan Rum lideri Papadopulos. (EOKA terör örgütünün kurucularındandır…) kendi halkına şöyle hitap etmiştir. ‘’Ben benden önceki kurucu liderim Makarios’tan bir devlet teslim aldım. Bu devletin parçalanmasına asla müsaade etmeyeceğim’’ gözyaşları içinde dile getirdiği bu söylemi Rum halkını derinden etkilemiş, kendileri için çok şey ifade eden bu plana dahi ‘’hayır’’ demişlerdir. İyi ki hayır dediler. O plan kabul edilseydi. 2009 yılında adada ne Türk askeri kalacaktı, ne de Türkiye’nin garantörlüğü olacaktı! Tekrar kuzeye dönen Rumlar çoktan çoğunluğu ele geçireceği için tıpkı Girit’te olduğu gibi Kıbrıs Türk’ü de göreceği baskılar nedeniyle adayı terk etmiş, azınlık haklarına razı olmuş olacaklardı.

Çetinoğlu: Türk Mukavemet Teşkilâtı’nı kuran, Rumlarla vatan müdafaası için canla başla mücâdele eden, millî duyguları son derece yüksek Kıbrıs Türklerinde ne sebeple bir kırılma noktası meydana geldi ki Rauf Denktaş’ın çizgisinden ayrılmalar yaşandı?

Çilingir: Bakınız bu çok önemli soruyu, şu soruyla tamamlamak daha doğru olacak diye düşünüyorum. ‘Ne oldu da 2002 Yılı 17 Kasım sonrasında artık Kıbrıs konusunda tâviz verilebilir? Kıbrıs Denktaş’ın şahsi davası değildir! Sözleri Türkiye’de duyuldu?’’ Bu söylemler yapılır, AB ye girişimiz için tarih belirlendiği, Kıbrıs konusu AB ortamına taşındığı dönemde; Ankara sokaklarında gündüz saatlerinde havai fişekler iel kutlama yapılırken! Kıbrıs Türkleri bu söylemlerin şaşkınlığını yaşamıştı. Bugüne değin Türkiye ne dediyse Kıbrıs Türk Halkı onu yapmıştır. O günler unutulmamıştır ama bugüne baktığımızda Allaha şükürler olsun ki, Kıbrıs Milli davamızın kırmızıçizgileri ilk günkü gibi savunulmakta, mevcut siyasi iktidar adada yaşanan tarihi gerçekleri hukuki kazanımlarımız hala savunmakta, ne garantörlük hakkımızdan ne de Kıbrıs Türk’ünün güvenliğini savunan Türk askerinin adadaki varlığından vazgeçilmeyeceğini. Mavi vatan Akdeniz’deki hakkımız olan enerji kaynaklarındaki hem bizim hem de KKTC’nin haklarını sonuna kadar koruyacağımızı ifade etmektedir. Kıbrıs Türk Halkının büyük bir ekseriyeti hala vatan topraklarını, egemenliklerini, adada kazanılmış tüm haklarını savunmaya devam etmektedir. Küçük bir azınlığın Rumlarla iç, içe yaşayalım arzusu adada yaşanan gerçeği ifade etmemektedir. Bu nedenle de bahtiyarım.

Çetinoğlu: Peki Efendim! Mâdemki bu röportajı, Büyük Lider Rauf Denktaş’ın ebedî âleme intikalinin sekizinci seneyi devriyesi vesilesiyle yapıyoruz, sözü yine Denktaş büyüğümüze getirelim: ‘Cumhurbaşkanım’ diye andığınız Rauf Denktaş’ın vefat haberi ile yaşadığınız iç fırtınalarınızı anlatmak ister misiniz?

Çilingir: Denktaş’ın vefatı; o târihte beni öylesine etkilemişti ki, sanki öz babamı kaybetmiştim. Çünkü özellikle kendisiyle aktif siyâset hayatını bıraktıktan sonra aramızda çok önemli bir güven, sıkı bir dostluk bağı oluşmuştu. 

Değerli Cumhurbaşkanımın etrafında çok insan vardı. Kimileri dâvâ arkadaşları, kimileri O’nun adından istifâde ile bir takım talep peşinde olan siyâsetçiler, kimileri O’nun engin deneyim ve bilgilerini öğrenmek isteyenler, kimileri sanat çevresinden, kimileri dış dünyadan, kimileri gazeteci ve yazar ama en çok da gençler…

Çetinoğlu: Onlara karşı davranışları nasıldı? Usulsüz taleplere rahatlıkla ‘Hayır’ diyebiliyor muydu?

Çilingir: Şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekirse; Denktaş hiçbir dönemde kendisinden istifade etmek isteyen menfaatperestlere ödün vermedi. Kimi toplantılarında, kimi konferans ve ziyaretlerinde kendisiyle görüşmek, mülakat yapmak isteyenlerin adeta beyninin içini okur, sorulacak uygun olamayan sorulara dahi bir öncesinden verdiği cevap ile o soruyu geçersiz kılardı. Bu da onun müthiş bilgi kaynağı, mükemmel hafızası ve güçlü zekâsına dayanıyordu.

Çetinoğlu: Gençlerle arası nasıldı?

Çilingir: Can liderim Denktaş; özellikle gençleri çevresinde gördüğünde gözleri parlar, adeta onlarla gençleşirdi. Yanına gelen herkese istedikleri konuda yardım etmeye çalışır, hiç kimseyi geri çevirmezdi. 

O öncelikle mükemmel bir insan ve hayatını savunduğu dâvasına adamış büyük bir liderdi.  Ve mükemmel bir aile reisi, sevgi dolu bir eş, davası uğruna çocuklarına yeterince zaman ayıramadığının hüznünü, acısını kalbinde hisseden, son nefesine kadar bu hüznü taşıyan çok iyi bir baba… (Ki, bu özelliğinin en yakın ve canlı tanığı olmuş, 27 Aralık 1985 tarihinde bir trafik kazasında (bu kazanın oluş şekli üzerine çok yorum yapılmış, ispat edilemeyen pek çok şey ortaya atılmıştır…) Kaybettiği büyük oğlu Sevgili Raif Denktaş’ı; kaza sonrasında Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesine getirdiklerinde; o dönemde adada ki görevim sebebiyle, Sayın. Denktaş’ın, Değerli Eşi Aydın Hanım’ın bir anne ve baba olarak çaresizliklerini o büyük acılarını, onlarla birlikte yaşamıştım. 

Kısacası Sayın Denktaş; insan olabilmenin bütün üstün niteliklerini kendisinde toplamış değerli bir fâniydi. 

Çetinoğlu: Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonrası hakkında neler söylemek istersiniz?

Çilingir: Cumhurbaşkanlığı görevini bırakıp da, aktif siyâset arenasından çekildikten sonra, herkes onun bir kenara çekilip, emeklilik dönemi yaşayacağını sanmıştı! 

Ama o; sevdalısı olduğu ata yadigârı o topraklarda bir devlet kurmuş, Kıbrıs adasının yakın târihini yazmış, halkının hür ve bağımsız yaşama hakkı için inançla direnmiş, mücâdele etmiş, bu uğurda ölmek pahasına yola çıkmış bir dâvâ adamıydı.  O’na göre yapılacak daha çok şey vardı…

Çetinoğlu: Neler yaptı?

Çilingir: 17 Nisan 2005 tarihinde Cumhurbaşkanlığı görevini bıraktıktan sonra, kendisine tahsis edilen birkaç kişilik çalışma arkadaşıyla birlikte Lefkoşa Köşklü Çiftlikteki çalışma ofisinde başlayacağı yeni çalışma süreciyle birlikte; bilge kişiliğinden taşan târihî doğruları; öncelikle kendi insanlarıyla, sonrasında ise; Türk Milletiyle paylaşmaya devam edecekti. 

Sayın. Denktaş, o süreçte belki de ilk defa bir Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiyle görüş ayrılığına düşmüştü! Bunun hüznünü ve hayal kırıklığını daima hissetti. 

O ki, Anavatan Türkiyesiz hiçbir şeyin başarılamayacağını târihin akışıyla gören,  yaşayan, bu gerçeği çok iyi bilen, Kıbrıs konusunda ardında bıraktığı yarım asrı aşkın aktif siyâset sürecini, Türkiye’deki hükümetlerle uyum içinde yaşamıştı.   Özellikle AB müzâkere sürecinin başlamasıyla birlikte, ortaya çıkan Annan planına karşı çıkması,  bu süreçte KKTC’de yaşananlar,  Kıbrıs konusunda yıllardan beri vermiş olduğu mücadelenin, savunduğu ilkelerin ve kendi siyâsî tercihlerinin, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın siyâsî görüşü ve tercihleriyle örtüşmediğini görmüş. Kıbrıs konusunda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiyle uyumsuzluk yaşandığı görüntüsünü vermekten kaçınmıştı.

Çetinoğlu: Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmamak düşüncesinin ardında başka neler vardı?

Çilingir: Gerek kendisinden sonra Kıbrıs konusuna çözüm üretebilecek yeni siyasetçilerin önünü açmak için, gerekse, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bu müzâkere sürecinde elini kolaylaştırmak için aktif siyaseti bırakma kararı almıştı. 

 İşte bu özellik, bir devlet adamında olması gereken en önemli nitelikti. Bu nitelik, Sayın Denktaş’ta fazlasıyla vardı. 

Bu niteliklerinden birisini anlatan küçük bir hâtırayı nakletmek isterim.

Çetinoğlu: Buyurunuz lütfen…

Çilingir:  O büyük liderin kendisinden sonra seçilen 2’nci KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a görevini teslim etmeden önce, KKTC Devletinin 21’nci kuruluş yıl dönümünde;

15 Kasım 2004 tarihinde Lefkoşa’daki tören alanında; Cumhurbaşkanı olarak son defa Kıbrıs Türklerine, Türk Milletine, Rum tarafına ve bütün dünyaya seslendiği son törene yapmış olduğu konuşmasında; çok önemli mesajlar vermişti. 

Benim de tören alanında bulunduğum o gün;  Rahmetli can Liderim Denktaş, her zaman olduğu gibi tam zamanında tören alanına geldi. Törene katılan birlikleri denetlerken gözlerindeki bakışlar; Beşparmak Dağlarında efsaneleşen Mücahit Denktaş’ın 1963, 1964 direniş yıllarındaki kadar, 1974’te Mehmetçikle kucaklaştığı 20 Temmuz günündeki gibi kararlı ve dinçti. 

Yıllar boyunca, Mücahitleriyle birlikte omuz, omuza mücadele veren; Saint- Hillarion’un zirvesinden Anavatan Türkiye’ye, Torosların mor lacivert görüntülerine özlemle bakan o gözler; ‘Cumhurbaşkanlığı görevim bitti ama daha henüz bu topraklara, Bu Gazi Topraklar uğruna hayatlarını feda eden şehitlerimize olan borcum bitmedi’ der gibi pırıl, pırıldı…

Gözlerini her kapayıp, açışında bu dava uğruna vermiş olduğu mücadele; sanki bir film şeridi gibi bakışlarının önünden geçer gibiydi…

Cumhurbaşkanı olarak huzurlarında ‘Mücadele ve Cumhurbaşkanlığı’ yemini ettiği  ‘Ay Yıldızlı, Al Sancaklarımızı’ son defa selamladı. Gerektiğinde uğruna ölmek için ant içtiği,  

Törene katılan birlikleri son defa denetledi. Mehmetçiğin, Mücahit’in hançeresini yırtarcasına söylediği  ‘Sağ ol’  sesini son defa işitti…

Ve sonrasında şeref tribünün de yerini aldığında; gözleri dalgın ve hüzün bulutlarıyla kaplanmıştı. Kolay değildi, bu devleti ne mücâdeleler sonrasında kurmuş, bir evlat titizliğiyle büyütmüş, ardında kalan o uzun mücadele yıllarına, koskocaman bir ömür, türlü acılar ve zorluklar sığdırmıştı. Fakat sonunda başarmıştı.

İşte Devlet, İşte Millet. Tam karşısında duruyor, onu bir defa daha minnet ve şükran duygularıyla selamlıyorlardı.

Can liderim Denktaş; KKTC’nin 21’nci kuruluş yıldönümünde vatandaşlarının karşısına son defa Cumhurbaşkanı olarak çıktığında, ben de oradaydım. Tam iki koltuk arkasında…

 Törende yapmış olduğu konuşma; aslında halkına, devletine vedâ, târih sayfalarına düşülen not niteliğindeydi.

 Konuşmasını sonlandırırken; ‘halkı ve doğup büyüdüğü topraklar için yaptığı her şeyi helal etti. Halkından da helallik aldı…’ Bu duygu yoğunluklu konuşmasıyla halkını Cumhurbaşkanı olarak son defa selamladı, veda etti…

            Konuşmasını sonlandırıp, yerine oturduğunda;  güneş gözlüğünün ardına sakladığı gözlerinden akan iki damla yaşı kaç göz fark etmişti bilemem?

         O’nun ne kadar hassas bir kişiliği olduğunu bilen yüreğim; hayatı acılarla yoğrulan Can Liderimin yüreğinden kopup, benim de gözlerini nemlendiren o iki damla yaşı fark etmişti…
"Kıbrıs" Diğer Yazılar